|
Einstein
sadece iyi bir fizikçi ve matematikçi değildi, matematiği fizikte iyi
kullanabilme kabiliyetine de sahipti. Evreni en azından mekanik anlamda iyi
anlayabilen başarılı bir sentezciydi.
Kimine göre
bir keman virtüyözüydü aynı zamanda. Annesi ona küçükken keman dersleri
aldırmıştı ve müziği seviyordu (müzik ve matematiğin tabiî ilgisi). Yakından
tanıyanlara göre ise bir virtüyöz olamadı ancak, amatörler arasında da hatırı
sayılır bir yeri vardı.
Türkçeye
çevrilen eserlerde aşağıda yer verdiğimiz türden düşüncelerine pek rastlanmasa
da, Batı'nın kendi kriterleri açısından 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden
birisi olarak kabul ettiği Einstein aslında felsefî meselelerle çok erken
yaşlarda ilgilenmeye başlamıştır. Bunda kısmen, evlerinde kiracı olarak kalan
Max Talmey adlı bir öğrencinin payı olduğunu söyler. Küçük Einstein henüz 13
yaşındayken Leibniz'in bazı metinlerini ve Kant'ın Saf Aklın Tenkidi'ni Talmey
ile birlikte okuyup tartışmıştır. Daha sonra, madde ve enerji arasındaki
eşdeğerlik ilkesine dair notlarında ünlü Alman filozofu Leibniz'den de
bahsedecektir.
Einstein
bilimsel gerçeklik, felsefe, etik ve siyasete dair yazılar yazmış, sosyal
konular üzerinde de düşünmüş ve kanaatlerini fiziksel metaforlarla değil de,
herkesin anlayacağı bir dille (sehl-i mümteni) ifade etmiştir. Bunlar, esas
olarak Einstein'ın düşünce yapısı hakkında (her ne kadar bazı tarafları;
yetiştiği dönem, ortam ve din kültürüne bağlı olarak bize garip ve ters gelse
de) fikir vermesi açısından önemlidir. İşte bunlardan bazıları:
"Müzik için
bir tutku olduğu gibi, anlamak için de bir tutku vardır. Bu tutku daha ziyade
çocuklarda görülür, fakat yaşın ilerlemesiyle çoğunda kaybolur. Bu olmaksızın,
ne matematik ne de tabiî bilimler olurdu. Bende her zaman mevcut olan bu tutku
asla azalmadı."
"Konfor ve
mutluluk benim için asla ulaşılması gereken amaçlar olmadı. Mal sahibi olma,
aldatıcı vitrin başarıları ve lüks hayat ilk gençlik döneminden bu yana bana
küçümsenmeye ve hor görülmeye lâyık şeyler gibi geldi. Hatta ahlâkın bu en alt
derecesini zevk düşkünü sefihlerin ideali olarak adlandırıyorum."
"Hayat her
zaman bir birşey olmaktır, asla mevcut olmak değil."
Din ve
Ahlâk
"Kozmik dinî tecrübe, derin bir bilimsel araştırma sırasında birden beliren en
soylu, en güçlü birşeydir. Kendi çabalarını ve yeteneğini anlamayan, bilimsel
düşüncede hiçbirşeyin kendiliğinden oluşmayacağını görmeyen kişi, bilimsel bir
eseri doğurabilecek tek şey durumundaki doğrudan pratik hayatın gücü olan his
gücünü değerlendirmesini de bilemez."
"Dinin gerçeği
benim için, insanın kendisini bir başka insanın yerine koyabilmesi, onun
sevinciyle sevinip, onun üzüntüsüyle kederlenmesidir."
"Emredici
ahlâk insanlığın en kıymetli geleneğidir. Ahlâkî davranış basitçe, hayatın belli
zevklerine sırt dönmenin emredilmesine dayanmaz. Daha ziyade, bütün insanlar
için daha mutlu bir kader olarak kabul edilen faydaya dayanır."
"Şu kâinatın
akla dayandığı veya en azından anlaşılır olduğu kanaati (ki bu, dinî duyguya
yakındır) bütün bilimsel çalışmaların temelini teşkil eder. Bu kanaat aynı
zamanda benim Tanrı anlayışımı oluşturur."
"Bence, bir
kişiye hayranlık duyulması doğru değildir. Tabiatın, çocukları arasında
yetenekleri çok çeşitli olarak dağıtması kendindendir ve oldukça yetenekli bu
çocukların sayısı da bir hayli fazladır. (Einstein, natüralist ve tanrıtanımaz
olmamakla birlikte, yetiştiği ortam ve dönemin genel ve özel şartları içinde
olgun bir tevhid anlayışına da sahip olamamasının bir sonucu olarak bu gibi
ifadelerde bulunmuştur). Bunların büyük kısmının sessiz ve silik bir varlık
sürdürdüğü kanaatindeyim. Bunlardan bazılarına ölçüsüz olarak hayranlık
duyulması bana ne doğru, ne de iyi bir beğeni olarak geliyor, zira insanlar
onlara insanüstü zekâ ve karakter atfediyorlar. Kesin olarak benim payıma düşen
şu; bana atfedilen kapasite ve mükemmellik ile gerçekte sahip olduğum arasında
gerçekten gülünç bir tezat var. Eğer güzel bir teselli bulmasaydım, hakımdaki bu
kanı benim için dayanılmaz olacaktı. Bulduğum teselli, tarih boyunca kıymeti
sadece ruhî ve ahlâkî plânda olan insanların kahraman kabul edildiği gerçeğidir.
Maddeci çağımızda çok sık tenkit edilse de, bu olgu, insanların çoğunun, kişinin
sahip olduğu bilgiye ve dürüstlüğe, zenginlik ve güçten daha fazla değer
biçtiğini ispat eder."
Sosyal
Adalet ve Barış
"Sosyal adalet ve sorumluluğa dair şiddetli idealim insanlarla doğrudan biraraya
gelme konusunda bilinen yetersizliğimle herzaman zıtlık arzetmiştir. At koşulan
bir araba için biçilmiş bir kaftan, yani tek kişilik bir koşu takımı için uygun
bir atım. Böyle bir tecerrüd bazen acıdır ama, diğerlerinin anlayış ve
sempatisinden uzak olmaktan üzüntü duymuyorum. Muhakkak birşeyler kaybediyorum
bu bakımdan, fakat diğerlerinin alışkanlıklarından ve peşin hükümlerinden
kendimi kurtarıyorum. Ve ruh duruluğumu böylesine hareketli temeller üzerine
dayandırma arzusunda değilim."
"Benim
barışseverliğim bende insiyakî bir duygudur. Çünkü insanın öldürülmesi bende
tiksinti doğurmaktadır. Benim teorim entelektüel bir teoriden doğmuyor, bilakis
hertürlü kan dökücülük, vahşet ve kine karşı duyduğum derin antipatiden ileri
geliyor. Bu reaksiyonumu akılcılaştırmaya yönelebilirdim, ama bu gerçekte a
posteriori (hâdiseden sonra, ondan ibret alarak geliştirilecek bir tepki) bir
düşünce olacaktı."
"İnsanları
barışçılığa kazandırmak sosyalizme kazandırmaktan daha kolaydır. Ekonomik ve
sosyal meseleler bugün çok daha zordur, fakat erkeklerin ve kadınların barışçı
çözümlere inandıkları bir noktaya ulaşmaları gerekmektedir. Siyasî ve iktisadî
problemlere bir işbirliği anlayışı içinde yaklaşılması ümit edilir. Herşeyden
önce sosyalizm için değil ama pasifizm (barışçılık) için çalışmamız gerektiği
kanaatindeyim".
Eğitim ve
Entelektüel Varoluş
Her sahada olduğu gibi eğitimde de otoritarizmi ve beynin ansiklopedik
bilgilerle doldurulmasını dayanılmaz bulan Einstein bu konuda şunları söylüyor:
"Modern eğitim tarzı araştırma merakını henüz tam olarak boğamamıştır. Nazenin
bir çiçeğe benzeyen araştırma merakı teşvik ve özellikle hürriyete ihtiyaç
duyar, aksi takdirde sararıp solar. Gözlem ve araştırma yapma hazzının baskı,
zorlama veya ödev duygusundan kaynaklandığına inanmak ciddi bir hatadır".
"Birşeyi
ezberlemektense her türlü cezayı çekmeyi tercih ederdim".
"Benim tipimde
bir adamın gelişme sürecinde, bütün çabayı varlık hakkındaki entelektüel kaygıya
teksif etmek için sadece şahsî ve anlık konularla ilgilenmek yavaş yavaş
bırakıldığında bir dönüm noktası meydana gelir. Benim gibi bir adamın
varoluşunda esas olan şey "ne" düşündüğü ve "nasıl" düşündüğüdür".
"İnsanlar
dinlenmeli mi? Evet ama dinlenme nedir? Yattıkları zaman dinlenen insanlar
vardır ve bunlar uyurlar, diğer bir kısım insanlar uyanık iken dinlenirler;
bazılarının ise dinlenmek için çalışmaları veya yazmaları ya da eğlenmeleri
gerekir. Herkese, nasıl dinlenilmesi gerektiğini göstermek için bir kanun
çıkarırsanız, bu sizin herkesi aynı kabul ettiğiniz anlamına gelir. Aynı olan
iki insan bile yoktur".
"Belli bir
hisle, saf düşüncenin, eskilerin rüyasını gördükleri, hakikati yakalama
istidadına sahip olduğunu düşünüyorum".
Einstein
kuantum mekaniğini içine pek sindiremiyordu ve bugün bu konuda bazılarından
tenkit almaya devam etmektedir. Aslında kuantum mekaniğine cephe alması (1926)
belirsizliği kabullenememesinden dolayıdır. Heisenberg belirsizlik, Born da
probabilite (olasılık) prensibini geliştirdiğinde, sadece determinizm değil,
şartlı determinizm de bundan yara almıştı. Halbuki Einstein'a göre evrendeki
işleyiş belli ilke ve prensiplere, yani bir düzene göre olmalıydı. Ünlü "Tanrı
zar atmaz!" sözünü de bu yüzden söylemişti. Aynı şekilde, olayları karmaşık
yollarla açıklamak isteyenlere, "Tanrı titizdir ama kötü niyetli değildir!"
diyordu. Bu noktada Einstein'ın yaklaşımıyla kuantum mekaniğinin belirsizlik ve
probabiliteye dayanan dalga/parçacık ikilemi telif edilmek istendiğinde şu
söylenebilir : Evet, evrendeki işleyiş belli ilke ve prensiplere göre oluyor
fakat, Kur'ân'ın ifadesiyle her an ayrı bir şen'de bulunan Cenâb-ı Hakk'ın Ferd
ve Ehad sıfatlarının bir gereği olarak her an ve her defasında en azından küçük
farklılıklarla oluyor. Hiçbir olay aynıyla bir daha meydana gelmiyor.
Dolayısıyla, Einstein'a karşı "kanunlar probabilistdir" diyen yaklaşımdan
ziyade, "kanunlar veya prensipler probabilistik şekilde işlemektedir" denebilir.
Zaten Einstein sahip olduğu bu Tanrı inancından dolayı, evrenin işleyişini
birleşik alanlar teorisiyle, yani dört temel kuvveti tek bir kuvvetin farklı
boyutlardaki farklı görüntüleri olarak açıklamaya çalışıyordu. Gerçekten de
elektromanyetik kuvvetle zayıf nükleer kuvvet merhum Abdüsselam ile Weinberg'in,
kendilerine 1979'da Nobel kazandıran çalışmalarıyla birleştirildi ve fizikçiler
mevcut üç kuvvetin de birgün tek bir kuvvet hâlinde ifade edilebileceğine
inanıyorlar.
"Einstein"
denilince, birçoğumuzun aklına, yukarıdaki bazı düşüncelerinden habersiz
olduğumuz için onunla ilgili klâsik bilgiler gelir. Bunun sebebi, çok uzun
yıllardan beri Batılı bilim adamlarının biyografilerini ve eserlerini Türkçeye
kazandırma çalışmalarının seçici karakter arzetmesi, bazı düşüncelerin aktarılıp
bazılarının görmezlikten gelinmesidir. Bunun bir başka tipik örneği, ünlü bilim
felsefecisi Karl Popper'dir.
Sonuç
itibarıyla, Einstein'ın yukarıdaki düşünceleri onun kendi ifadesiyle saf düşünce
ve hakikat arayışı içinde olduğunu göstermektedir. Bu idealin hemen her insanda
olduğu gibi onun düşünce dünyasında da taassup ve peşin hükümlerin yer etmesine
izin vermediği söylenebilir. Zaten bundan dolayı İsrail devletinin kuruluşunu
müteakiben 1952 yılında kendisine teklif edilen devlet başkanlığını kabul
etmiyor, Yahudi yerleşimcilerin aşırılıklarını kınıyor, İngiliz hükümetinden
Yahudi ve Araplar arasında uyum sağlamasını bekliyor ve ABD'nin 1950'lerde
yaşadığı paranoyak Mc Carthy sendromuna karşı çıkıyordu.
Fakat
Einstein'ın talihsizliği; ilk ve orta öğrenimini, baskı atmosferinin hâkim
olduğu katolik bir eğitim müessesesinde yapmasından (1880'li yılların
Almanya'sında sadece dinî okullar vardı ve Einstein hatıralarında, okuldaki
eğitmenlerin tavrından "çavuş baskısı" olarak bahsedecek, hocaların ise
"teğmenler" gibi davrandığını belirtecektir), bu durumun, belli bir Tanrı
inancına sahip olsa da, herhangi bir dine karşı ilgi duymasına ciddî engel
teşkîl etmesinden, iki dünya savaşını yaşamış olmasından, Yahudi kökenli olduğu
için maruz kaldığı Nazi baskıları karşısında Almanya'yı terketmek zorunda
kalmasından kaynaklanıyordu. 20. yüzyılda tüm dünyayı sarsan büyük krizlerin
yolaçtığı kafa karşıklığından o da nasibini almıştı. Fakat özellikle Türkiye'de
bazı kesimler tarafından gösterilmeye çalışıldığı gibi asla tanrıtanımaz
değildi. "Tanrı'nın ne düşündüğünü anlamaya çalışıyorum" sözü, onun nadir
rastlanan ve durmak bilmeyen bir tecessüse sahip olduğunu göstermesinin yanısıra,
bütün bir evrendeki madde ve işleyişi Yaratıcı'ya dayandırdığını ve bunların
hikmetlerini derinlemesine anlama çabası içinde olduğunu da ortaya koymaktadır.
KAYNAKLAR
Balibar, F., (1993) - Einstein, la joie de la pensée. Découvertes Gallimard
Sciences. Paris.
Guillemot, H., (1999) - Comment la matiére devient réelle. Science & Vie. No.
977, Février, Paris.
|