Teknolojik kaygılar - 14.03.2005
Doğayı ve
teknolojiyi buluşturan bilim ilerledikçe doğaya ait olan birçok
şeyin ,kendine haslığından
uzaklaştırıldığına tanık olmuşuzdur. Kayn ağını
doğadan alan bilimsel araştırmalar ve bunların sonuçlarında
karşımızda beliren şaşırtıcı oluşumlar göz ardı edilecek gibi
değil.Yediğimiz her besin maddesinin gerçeğine ne kadar yakın olup
olmadığını düşünmekten kendimi alamıyorum. Korkuyla karışık bir
açlıkla yemeden de yapamadığımız bu besinlerin genetik yapımızla,
evrimimizle oynamadığı ne malüm!
Ya onlarca yıl
sonra neler olacak?! Acaba karşımızda duran insan postuna bürünmüş
bir robata bakarken de aynı kaygıları taşıyacak mıyız? Belki de o
robotun mükemmelliğine aşık olup, şimdilerde yeni yetişmekte olan
gençlerin gerçek hayatı haline gelen sanal dünyada birbirlerine aşık
olmaları ve gerçek dünyayla olan bağlantılarını koparmaları gibi,
insan ırkının sosyolojik gelişiminde radikal değişiklere mi maruz
kalacağız..Ya da öyle bir zaman gelecek ki bir takım robotlarla,
şimdilerde PC'lerimiz içinde geniş yer kaplayan oyunları kitleler
halinde gerçek dünyada, doğayı da bu oyunlara göre uyarlayarak
oynamaya başlayacağız..Kim bilir??
***
İnsanlar
olarak sürekli yaşam koşullarımızı iyileştirmek için başvurduğumuz
bilimsel yöntemler gün gelip bizi sırtımızdan vurmasın sakın! Her
başımız ağrıdığında aldığımız ilaçlar metabolizmamızı zayıflatırken,
bizi güçsüz savunmasız bırakırken, bakterileri yenilmez birer
yaratık haline getiriyor olmasın! Bizler dünyanın zor koşullarıyla
biyolojik yapımızın gerektirdiği biçimde savaşmıyoruz ama diğer
canlılar, tüm organizmalar, katıksız kendi yetileriyle varlıklarını
devam ettiriyorlar. Bu hassas noktayı atlamamak gerektiği
kanısındayım. Ama insan oğlunun zayıf noktası olan duygusallık tüm
bu söylediklerimi tek kalemde silecek yoğunluktaysa, misal çocuğu
hasta olan bir annenin şevkati söz konusu olduğunda, ilaç
kullanmamak için direnmek çok da şaşırtıcı olurdu galiba. Ama sonuç
olarak doğanın bize sunduklarını hangi şekliyle almayı seçtiğimiz
önemli değil mi
?
Pınar KAVRAR - 14.03.2005
|